11 Şubat 2014 Salı

letthesunshine

bundan iki yıl önce kadar yine yılın bu zamanlarında yaşadığım bir olayı anlatmıştım blogda. saçma bir tavırla. doktora gitmeyen biri olarak neden doktorları bu kadar sevmediğimi anlatma amacıyla biraz da. ve daha geçen hafta doktordaydım sevmeyen biri olarak. yine yeniden. neyse ki bu sefer kimsenin karşısında soyunmak zorunda kalmadım. utanç verici. gerçi soyunmaya hazırlıklı gitmiştim. tüm cesaretim falan filan. bu sefer kısa muhabbetlerle atlatabiliriz diye düşünürken yeni doktorum, genç bir şey bir de gitar çalıyor sanırım tırnaklar uzun bir de özenmiş onlara. önleyemediği bir şivesi var, siroz falan dedi e yok artık halinde aval aval suratına bakmaya devam ettim ben de. ellerini uzat demesiyle işler daha da saçma hale girdi tabii ne sirozu tamam içiyoruz da o kadar değil diğer sebepler için de en az 30 yaşımı atlatmam lazım burda çıtır sayılacak yaştayım diye düşünürken tırnaklarına bakabilir miyim dedi. a daha dün manikür yaptırmıştım kıkırdamasıyla ikinci doktor utancımı yaşadım. güzel olmuş ama bazı hastalıkların belirtisi tırnak çevresinden anlaşılabiliyor deyince oturdum bir kenara, yeni gelin misali süzüldüm. bir kaç test yapmamız lazım sözüyle başım döndü zaten. kan vermek kadar illeti yok bu hayatta. kanım bana yetmiyor daha doğru düzgün siz üzerinde saçma sapan testler yapın diye üç tüp size mi vericem bir de. haspam. vermedim tabi birden fazlasını alamadılar.
mesele yaşla ilgili olsa keşke. Çağatayın dediğine göre mesela otuz en güzel yaştır, ki benim için korkulu rüyadır daha 2li rakamların yüküne bile kendimi hazır hissetmezken. ya da baktığımızda tamam tecrübe sayısı yaşımdan fazla akıl yaşta değil baştadır. bir yandan da o kadar toyluk var ki. otuz yaşımda şu anki kafada olsam intihar ederim. bunu buraya yazıyım. sona bağlayamadım kahvesiz bu kadar oluyor.