11 Ağustos 2015 Salı
66-15
ben kendimi yanlış anlattığım halde o doğru anladı. böylesi uzun zamandır başıma gelmediği için heyecandan uyuyamadığımı itiraf etmem gerek. uzun uzadıya düşünmedim, bir anlık da olsa verdiği memnuniyetin ve huzurun aslında gerçek olup olmadığını sorgulamak yerine varlığını kabul edip keyfini çıkarmayı denedim. sabah her şey normale döndü. otobüste bir omuz bulmuş ve camdan dışarıya sakince bakıyorsanız o yol bitmesin isterseniz, bu da onun gibi bişeydi işte.
2 Temmuz 2015 Perşembe
firstaid
aynı şeyden müzdarip olmamıza rağmen neden birbirimizi anladığımız kabul edip sonuca ulaşmaya çalışmıyoruz da aramızda giren her mesafenin kendisini her geçen gün daha da büyük hissettirmesine izin veriyoruz? burada -her sıradan insan gibi- olabilecek en basit şeyle donatılmış yaşayan ve kendisinden büyük gerçekleri bilinç ardı edip tekrar kendi özüne odaklanan bireyler olarak neden güzel olabileceklere destek vermek yerine sorgusuz sualsiz kabulleniyoruz ki? yaşam herkeste varolan basit bir şey olduğu için mi anlamsızlaşıyor yoksa onu anlamlandıracak şeylerin eksikliği mi onu bu noktaya getiriyor ve dolayısıyla insan bu soruları sorma gereksinimini yine yaşamın normalliğinden mi yoksa kendinde varolduğunu bile bilmediği garip, histerik bir dürtüden mi alıyor? yani neden böyle olduk? böyle olmak, bizi boğan bizden büyük şeylerden mi yoksa bizi alt eden küçük ve asla öngöremeyeceğimiz içimizden gelen bişeyle mi, önemini kavramamız gerek.
5 Haziran 2015 Cuma
∞
zaman ki bir insanın sahip olabileceği en büyük ve en önemsiz olgu, kullanılamadığında basitliği daha da göze batan ve kullanıldığında tüm zorlukların başını çeken. olabildiğinin en ötesini hayal etmekten ve en gerisinden pişmanlık duymaktan başka bir halta doğru düzgün yaramayan insan bilincinin en ötesinde. önceleri hatırlayıp sonraları düşlemek elde edilebilecek en rahat yeti olduğundan mı acaba, getirdiklerini götürdüklerini hesap ettiğimizde hatta etmeye gerek bile duymadan sadece durup az da olsa izlediğimizde bizden kat be kat daha üstün olan tek şey zaman değil mi? yaratıcısı veya sahibi değil de sanki kendisi gibi. geriye asla alamadığımızı ilersine asla çekemediğimiz ve en olmadık anlarda ihtiyaç duyup en olmadık anlarda görmezden geldiğimiz. tüm gidişatın bağlı olduğu buna rağmen sanki onsuz da olsa her şey süregelebilirmiş gibi yok saydığımız küçümsediğimiz tek varlık. kederli anlarda çıkıp gelen tek dayanak çünkü her şeyin ilacı ve mutlulukta birden bire tükeniyormuş gibi gelen tek düşman. altında bir karınca gibi ezilen insanın tüm varlığını etkilemesine rağmen usulca oluşumunu devam ettirip bir anda tamamıyla kendini durdururken nasıl bu kadar mütevazi olduğunu asla anlayamayacağımız tek şeymiş gibi. zaman bize bunları yapabiliyorsa kendimizi, yaşantımızı, anılarımızı ya da ideallerimizi hangi kefeye koyduğumu nasıl önemseyebiliyoruz, bir kırışıklık karşıtı krem ya da saç boyası engelleyemeyecekse geçen yılları ve o yıllara dayanan aşklar, dostluklar tüm o bağlar somutluklarıyla ya da soyutluklarıyla birden bire parçalanıp avucumuzda bile kalamayacaksa neden zamana karşı direnen, onu küçümseyerek yenebileceğini zanneden tiksinç, ufak yaratıklar olmaya devam ediyoruz ki. bir şair hayat kısa demediği sürece hayatın kısalığını aklımızın ucundan bile geçirmeyeceksek beş dakika daha fazla uymayayı ne diye önemsiyoruz. ya da ilişkilerimizi sürdürmeyi, kariyer yapmayı, çocuklarla o zamanı uzatmayı. kendimden eminim ki bunları daha önce de yazmıştım daha önce de sorgulamıştım. bu bile zamana bir küfür gibi değil mi. her dakikasını yeniden yaşarken yenisiyle dolduramadığımız sürece ya da istediğimizi yapamadığımız sürece zamanın akmmasına karşı çıkmak ne kadar mantıklı? hayat bize verilen kısa ve basit bir zamansa, herkes buna bir şekilde sahipse ve sorgulamıyorsa zamanın peşinden koşmak geçmişi sorgulamak öğrenmeye çalışmak en önemlisi bir geleceğin olduğuna inanmak tamamen bir mantıksızlık örneği olup çıkıyor. zaman bizimle dalga geçilmesinin en kolay yolu. tanrının bize bahşettiği bu şey evrensel bir şakadan ibaret. hepsi bu.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)