18 Ağustos 2014 Pazartesi

nuages

sanırım insanın cenneti gökyüzünde düşlemesi bulutların altında güzellik bulamamasından kaynaklı.

30 Haziran 2014 Pazartesi

takeme

önceleri, nereden bakılsa beş altı yıl kadar, bir hayalim vardı. uzaklarda bir yer ki orman içinde olması tercih sebebi. çünkü havanın en temizi, göğün en mavisi oradadır diye bilirdim. böylece deniz görmese de olurdu. her pencereden bakışta mavi gökyüzünü görebilecek ve bununla yetinebilecektim. eğer çok daralırsam geceleri, yine aynı gökyüzünün yıldızlarıyla olacaktım. yeşillikle mavinin blur sınırı sonsuzluğu anlatacak, o sınır geceleri siyahla lacivert olup yok olacaktı. öyle ki medeniyet uzakta olsun olmasın umursamayacaktım. sanırım kağıt kalem yetecekti. küçükken bir daktilom vardı belki onu bulup yeniden onunla yazacaktım. böyle zamanlarda umut yine ekmeklik edecek belki sıcak sobanın üstünde duracaktı. neyse ki onu yakmayı da öğrenmiştim. bir yol arkadaşı alırdım yanıma belki. uzun kulaklı da olabilir kır tüylü de. gezip dolaştıktan sonra bağlarda, acıktıkça susadıkça yanıma gelecekti. bazen ben de ona eşlik edecektim. varsa çiçek toplayacaktık. yoksa da üzülmezdik zaten. akşamları biraz serin olacağından sobanın üstünde daimi kaynayan bir su olacaktı. damağımızın kahyası olarak ne istersek onu içecektik. yağmur yağarsa eyvah dam akıyor diyecek bir kovayla koşacaktım o da dilini ağzını açıp bekleyecekti damlanın altında. eğer imkan olursa dalından meyve yiyecek karnımızın ağrısına sonra üzülecektik. kesinlikle okuyacak kitaplarım olacaktı yazmaya teşebbüs hiç etmesem de her birinden kısa kısa notlar alacaktım. deftere temizce yazıp sonra ben yazsam nasıl olurdu diye düşünecektim. en sevdiğim şey olduğu için bir iki cümle daha ekleyip bakacaktım tüm resme, olmazsa canım sağolsundu. duvara bir iki resim asacaktım zaten gelir gelmez, birazı çerçevelenmiş fotoğraflar mutlu yüzler olacaktı. insan hatırlamaya ihtiyaç duyar hele ki geçmişe bağlıysa bunu hep bilirdim. radyo çekmez diye kasetler olacaktı belki biraz da teknolojiden yararlanabilirdim. öyle bir sessizlik olacaktı ama terkedilmişlik asla değil. huzuru hafif hafif alıp esen rüzgardan yorgunluğu düşün çiylerle atacaktım. böyle bir şey vardı bir zamanlar nereden bakılsa beş altı yıl önce.

http://instagram.com/p/p4RPowv1kD/?modal=true

18 Haziran 2014 Çarşamba

lovepoem

aşık olduğumuzda çimenleri severiz
ve samanlıkları -seyran olabilen-
onları aydınlatan lambaları
ve küçük caddeleri
tüm geceye terkedilen

28 Mayıs 2014 Çarşamba

danslarue

la vie n'est pas un film romantique: votre grand amour n'attend pas pour vous sur un coin de la rue et vous ne pouvez pas tomber sur le bon numéro en marchant dans la rue .

15 Nisan 2014 Salı

2009

gülüp geçemezsiniz, ayağa kalkamazsınız. öylece durup gidişini izlerseniz. bazen kalan gidendir aslında derler ama burada kalan sizsinizdir, giden o. düşünmek için fazlaca zamanınız olur yıkılıp kaldığınız yerde. doğrularınızı düşünürsünüz. bakış açınızı, değer yargılarınızı, geçmişte yaptıklarınızı, insanları nelere göre değerlendirdiğinizi, iyilik ölçünüzü, kötülük bilginizi... bundan sonraki gidişlere hazırlıklı olmak istiyorum derseniz. bildiğim ne varsa önüme koymalı yola öyle devam etmeliyim. bir zırh kuşanıp yel değirmenleriyle savaşa bile gidebilirsiniz o an belki de. hiç olmadığım kadar güçlüyüm ve artık beni ne beklediğini biliyorum diye düşünürsünüz. toplanıp yolunuza devam edersiniz. ama zamanla fark edersiniz ki yapabileceğiniz tek hazırlık, yeni felaketinizi beklemekmiş.

23 Mart 2014 Pazar

c.s.-tekyileyazılır-

içimdeki hayır sizinle konuşmak istemiyorum cümlesinin sahibi isyankar ama bir o kadar da yılmış genci ortaya çıkarsam da az biraz sakinleşse buralar. bilhassa günlük yedeklemesi almak için yazmam, sadece benim anlayabileceğim şekilde olayların duygularını yazı köşelerine saklamam üzüntü verici. halihazırda yaşadığım demir eksikliğine protein eksikliği de eklenir var olan unutkanlığım kat be kat artar ve bu duyguları ortaya çıkarmakta kendim dahi problem yaşarsam, bu hususta elimden herhangi bir şey gelmeyeceği gerçeğiyse daha da üzüntü verici. -yazar burada çatladı- içinde bulunduğum gerek psikolojik gerekse coğrafi konum beni bu hudutlara iten asıl meseleler. sonrası biraz da kendi benliğimin gereksiz çabaları ve as'lolmayan acı çekme isteğimle harmanlandığında divane aşık gibi dolaşmam normal bir tepkime. fakat öyle dolaşırken yere düşürdüğüm bir çikolata için bir hafta boyunca yas tutmam, ben küçükken elma şekerlerine de sahip çıkamazdım sapından kayar giderdi şeklinde kendimi gereksiz bunalımlara sürüklemem anormalliğin başlangıç noktası. henüz ne yapacağıma karar veremesem de tüm bu halet-i ruhiyemden hala faydalanamamış olmam da beni sıkıyor. gidişatı değiştirmek herkesin kolayına gelmez ama bazen zorunludur. 
pencereden bakmayı öğrenmem lazım.

6 Mart 2014 Perşembe

#bday

at least, we are under under the same sky but not same sun. we are not in same day or same life. we just wanna to be, not together. maybe alone, maybe only seperate. we are just be a person regular instead of a good lover with a value. so we are not we anymore. cause everybody is changing and i do not feel the same. you know, i wish a nice life for you.

Lili Marlene

11 Şubat 2014 Salı

letthesunshine

bundan iki yıl önce kadar yine yılın bu zamanlarında yaşadığım bir olayı anlatmıştım blogda. saçma bir tavırla. doktora gitmeyen biri olarak neden doktorları bu kadar sevmediğimi anlatma amacıyla biraz da. ve daha geçen hafta doktordaydım sevmeyen biri olarak. yine yeniden. neyse ki bu sefer kimsenin karşısında soyunmak zorunda kalmadım. utanç verici. gerçi soyunmaya hazırlıklı gitmiştim. tüm cesaretim falan filan. bu sefer kısa muhabbetlerle atlatabiliriz diye düşünürken yeni doktorum, genç bir şey bir de gitar çalıyor sanırım tırnaklar uzun bir de özenmiş onlara. önleyemediği bir şivesi var, siroz falan dedi e yok artık halinde aval aval suratına bakmaya devam ettim ben de. ellerini uzat demesiyle işler daha da saçma hale girdi tabii ne sirozu tamam içiyoruz da o kadar değil diğer sebepler için de en az 30 yaşımı atlatmam lazım burda çıtır sayılacak yaştayım diye düşünürken tırnaklarına bakabilir miyim dedi. a daha dün manikür yaptırmıştım kıkırdamasıyla ikinci doktor utancımı yaşadım. güzel olmuş ama bazı hastalıkların belirtisi tırnak çevresinden anlaşılabiliyor deyince oturdum bir kenara, yeni gelin misali süzüldüm. bir kaç test yapmamız lazım sözüyle başım döndü zaten. kan vermek kadar illeti yok bu hayatta. kanım bana yetmiyor daha doğru düzgün siz üzerinde saçma sapan testler yapın diye üç tüp size mi vericem bir de. haspam. vermedim tabi birden fazlasını alamadılar.
mesele yaşla ilgili olsa keşke. Çağatayın dediğine göre mesela otuz en güzel yaştır, ki benim için korkulu rüyadır daha 2li rakamların yüküne bile kendimi hazır hissetmezken. ya da baktığımızda tamam tecrübe sayısı yaşımdan fazla akıl yaşta değil baştadır. bir yandan da o kadar toyluk var ki. otuz yaşımda şu anki kafada olsam intihar ederim. bunu buraya yazıyım. sona bağlayamadım kahvesiz bu kadar oluyor.

22 Ocak 2014 Çarşamba

etrebien

deli gibi konuşmak istiyorum. altı senelik talkative rumuzunun hakkını verebilirim şu sıralar. işin kötüsü sabah erken kalkmama ve gün içinde bir sürü şey yapmama rağmen uyku tutmaması. sevmek güzel lakin geceler olmasa demiş mihrimah o tarzda bu da. en büyük problemim çok konuştuğum için boş konuşmak dolayısıyla dozunu tutturamadığım şeyler var. misal eleştirilerim her zaman kaba olmuştur dengeyi ayarlayamam çat diye kalır orda, çoğu gaf olarak sayılabilir ve eleştirdiğim çoğu şey yaşarım, yaşamak zorunda kaldığıma inanıyorum daha doğrusu. karma, ilahi adalet, etme bulma dünyası... ne denirse densin öyle bir şey var, inanıyorum. bende güzel işliyor.



gel zaman git zaman düşündüğüm bundan da ötesi düşünmeye sevk edildiğim bir durum söz konusu: çok sevdiğin çok yakının olan birini kaybetmek. hayatımda buna benzer yaşadığım tek şey benim için çok değerli olan birinden hiç bir şekilde haber alamamak, şöyle özetlersek: iki senedir bunu yaşıyorum. kötü bir olgu ama umut var. umut olunca her şey kolay oluyor. öldüğünü düşünmek zorunda değilim beni yaralasa da unutup gittiğini ve kendi hayatına devam ettiğini bir şekilde de izini kaybettirdiğini düşünüyorum. ki bence böyle. mantıklı hem. ilk başlarda büyük problemlerim olmadı, anlamadım çünkü. kızgınlık ya da öfke gibi bir şeydi. terk edilmenin ya da yalnız bırakılmanın diyelim, verdiği o garip hırs. taşlar yerine oturduktan sonra, bazen düşündükçe fark ettim, çünkü bazen düşünmem en doğrusuydu sonuçta öfke duymayı yeni bitirmiştim, yok. yani yok. basbaya yok. bir insan nasıl olmaz? var olmak. olmamak. mesele buymuş gerçekten. yok. düşünemediğimi de o an fark ettim işte. aslında sorun öfke duymayı yeni bitirmiş olmamdan kaynaklı değilmiş aslında sorun onun var olmamasından kaynaklıymış. bu da beni şizofreniye itti. yani öyle olduğumu düşünmeye.

zaman geçirdiğin birinin aslında olmadığını düşünebilir misin? yokmuş.

yitip gidince de böyle oluyor mu acaba dedim. sonuçta var olduğundan eminsin. sen ne kadar varsan o da o kadar var. sen ne kadar yaşıyorsan o da o kadar yaşıyor. nefes alıyor yemek yiyorsunuz uyumanız falan gerekiyor hatta. oturduğunda koltuğu ısıtıyor. var. sonra bir bakıyorsun, anlık bir meseleymiş, birden var olmaktan vazgeçmiş. işte o garip. cidden garip.

5 Ocak 2014 Pazar

i'llbehomeforchristmas

yeni yılın ilk blogu bu. ve yeni yılın ilk hafta sonu. ve yeni yılın ilk final haftası. ve yeni yıl.


bir beklentimin veya umudumun olmadığı, getirisine hoş geldin götürüsüne güle güle diyeceğim bir yıl. çünkü insan bir yerden sonra bakışını değiştiriyormuş. doğum günü benzetmeleri gibi. onları da artık kutlamak istemem mesela. yılların geçmesi, büyümek hatta yaşlanmak hoş değil.

genelde geçmişe özlemden bahsetsem de asıl özlem duyduğumun geçmiş olmadığını anladım. sanırım geçmişi değil geçmişteki beni seviyormuşum. on yedi yaşındaki beni misal. umudumun hat safhada olduğu, her şeye zekamın ve gücümün yettiğine inandığım, güzelliğe kandığım yaşım.

ruh yaşıyla umudu bir kenara bıraktığımızda, yaptığım hiçbir şeyden, hayatımdaki hiç kimseden pişman olmayışım sevindiriyor beni dönüp baktığımda. iyi ki yapmışım diyemiyorum  her şeye ama yapmasaymışım eksik kalırmışım diyebildiğim çok şey var. beni üzse de bugüne getirmiş, bugünden birilerini götürmüş diye. ve artık farkındayım ki o zamanlara dair hiç bir şeyi hayatımda geri istemiyorum.

çünkü hayat bana istediğimden daha da fazlasını getirdi. daha da fazlasını bıraktı ve sağlamlaştırdı. her bir rüzgarla, karla, ılık bir esinti ve sonra güneşle... daha da büyüdü serpildi, köklerini uzattı. en zor ilişkilerin üstesinden gelememiş çoğunda çuvallamış biri olarak en güzel ilişkileri verdi bana. dostlarımı.




o kadar değişti ki 17 yaşında olsam burada yazan şeyler her genç kızın hayali dizi gibi hayat: parçalanmış arkadaşlıklar, aşk üçgenleri, uzak mesafe ilişkileri, platonikler.... tamamen macera dolu bir hayat olurdu. özlediğim ama istemediğim macera. bu yıl öyle bir hayattan emekli oluyorumsanırım. aradığım şey mükemmel veya mutlu bir aşk değil. ve bu daha umutlu bir bakış.







*herkesin aradığını bulması ve umudunu sağlam tutması dileğiyle, iyi yıllar*
.